Almanya, göç ülkesi mi?


0

1981 yılında sosyal liberal Helmut Schmidt ve Hans-Dietrich Genscher hükümeti şu şekilde bir açıklama yaptı: “Almanya bir göç ülkesi değildir ve olmamalıdır”.

Bakanlar Kurulu bunu önlemek için çalışmalar yapmaya başladı ancak bu ifade Almanya’nın gerçeklerine uymuyordu.

Aslında 19. yüzyılın sonlarına kadar Almanya göç veren bir ülkeydi. Bu süreçte 8 milyondan fazla Alman, Kuzey Amerika başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine göç etti. Bu durum, Almanya’da az sayıdaki tarihçi dışında pek kimsenin ilgisini çekmedi. Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya gelen göçmenler, Almanya’nın göç alan bir ülke olduğu yönünde bir algının gelişmesini sağladılar. Prusya’da göçler 3 şekilde öne çıkıyordu. Birincisi, ağırlıklı olarak ABD’ye ve az da olsa Latin Amerika’ya yönelen dış göç, ikincisi, Almanya içerisindeki kırsaldan şehirlere doğru gerçekleşen iç göç ve özellikle Doğu ancak kısmen de Güney Avrupa’dan gelen göç. Almanya’dan giden göçlerse, ağırlıklı olarak Doğu Prusya’dan gitti. Yeni eyaletler olarak adlandırılan, eski Doğu Almanya eyaletleri, bugün de Almanya’nın ekonomik açıdan geride olan bölgeleridir. Denize ve gelişmiş ülkelere olan uzaklık gibi koşulların, Doğu Prusya’nın yüzyıllar öncesinde bile ekonomik açıdan daha geride olduğu varsayımına ulaşmamızı sağlıyor.

Nazi Almanyası döneminde sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı gerçekleşen dış göçler dışında, özellikle 50’li yıllardan sonra büyük bir göç alma dalgası başladı. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Batı Almanya’ya etnik kökeni Alman olan 15 milyon kişi geldi. 1990 yılındaki birleşmenin öncesinde, yaklaşık 4,8 milyon olan yabancı nüfus da sayılırsa, Batı Almanya’nın 3’te 1’inin göçmen kökenli olduğu sonucu çıkıyor.

İlk göçmenler

Almanya ve İtalya arasında ilk işçi göçü anlaşması 1955 yılında imzalandığında, Almanya’da yaklaşık 1 milyon işsiz ve 200 bin de açık pozisyon vardı. İşçi göçüyle bu ülkeye gelen ilk gruplar, Almanların yetmediği noktada bu işlerde çalışarak başladılar. 1960’lı yıllarda ise 500 bin açık pozisyon bulunuyordu. İlk işçilerin dişlerine baktılar, gözlerini, kulaklarını iyice muayene ettiler ama eğitimlerine ne işçi seçerken ne de Almanya’ya geldikten sonra önem verdiler. Çünkü bu insanlar, basit işleri yapacaklardı ve bir süre sonra da geri gönderileceklerdi. O yüzden Almanca bilmelerine de, öğrenmelerine de gerek yoktu.

Batı Almanya’nın işçi ihtiyacını İtalya, Türkiye gibi ülkelerden karşıladığı dönemde, Doğu Almanya da (DDR) sosyalist ülkelerden işçi getiriyordu. 60’lı ve 70’li yıllarda Doğu Almanya’ya 500 bin civarında yabancı işçi göç etti. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı tarihlerde ise sadece 200 bin yabancı işçi (önemli bir bölümü Vietnam ve Mozambik’ten) kalmıştı.

İşçi göçünün başlamasıyla birlikte, Türkiye’den Türkler, Kürtler, Zazalar, dini açıdan da Alevi Müslümanlar ve Sünni Müslümanlar gelmişti. Sünniler de homojen bir grup değildi ve Hanefiler, Malikiler, Şafiler, Hanbeliler gibi mezheplere ayrılıyorlardı. Gelenler Almanya’nın her tarafına dağıldılar. Örneğin Bosnalılar ve Macarlar sadece Münih’e, Hırvatlar Münih ve Stuttgart’a, Latin Amerikalılar Berlin’e yerleştirildi. Ancak Türkler, Hollandalılarla birlikte Köln, Frankfurt, Münih, Berlin, Hamburg, Leipzig, Stuttgart, Beremen metropollerinde hemen hemen eşit ölçüde dağıtılan bir grup oldu.

Kaynak: Gurbetçileri Anlama Kılavuzu, Oktan Erdikmen


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir