Deukisch – Türkmanca


0

Almanya’daki Türklerin bir kısmı çok düzgün Türkçe konuşabiliyor. Ancak daha büyük bir kısmı, yarı Türkçe, yarı Almanca kelimelerden oluşan ve Deukisch ya da Türkmanca olarak tanımlanabilen bir dil meydana getirdi:

“Tamam moruk. Olayı dramatisch (dramatik) yapma”

“Voll Stress (tam stres) yapıyorsun” gibi.

Türk gençleri arasında geniş şekilde konuşulmaya başlayan bu dil, ister istemez toplumun diğer kesimlerini de etkiledi. Özellikle genç göçmenler, aralarında Türkçe kelimelerin de olduğu farklı bir dil konuşmaya başladılar. 2017 yılında Almanya’da Offenbach Anakent Belediye Başkanlığı’na aday olan Muhsin Şenol’un seçim kampanyası da bu kesime hitap ediyordu: “Waehl den Babo (Babayı – patronu seç)”.

Almanya’da oldukça meşhur olan Haftbefehl adlı rapçinin yaygınlaştırdığı “Babo”, 2012 yılında yayımlanan Yılın Genç Kelimesi Listesi’nde birinci seçildi. 2014’te de “hayvan” kelimesi 3. oldu.

Bundesliga yerine Süper Lig’i takip eden ancak maç sonundaki yorumlarını yarı Almanca yarı Türkçe yapan ve bütün gün bahis oynayan bir genç nesil yetişti. Azınlıkta kalan grup ise kaçış şanslarını zorlayan ve Türk olduğunu unutup, Alman gibi davranarak kariyer basamaklarında yükselen insanlar olarak tarif edildi.

Kiezdeutsch ve Feridun Zaimoğlu’nun “Kanak Sprak” tanımı da, yarı Türkçe – yarı Almanca ve ne yazık ki kötü Türkçe – kötü Almanca karışımı bu dili anlatmak için kullanılıyor. Günümüzde sadece Almanya’daki Türkler değil, Türkiye’dekiler ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan gençler de kullandıkları dili basitleştirmek, farklılaştırmak ve böylelikle kendileri de farklı olmak istiyorlar. Bu gençler arasında bir moda. Bu modanın Almanya’daki yansıması da hayvan kelimesinin yılın kelimesi seçilmesi, tren istasyonlarında “Oha, oha” diye bağıran Alman gençler ve maçlarının hafta içi 18:30’a alınması üzerine “Warum Lan? – (Neden ulan?)” pankartı açan Eintracht Frankfurt taraftarları olarak karşımıza çıkıyor.

Mesut Özil, Almanları dünya şampiyonu yaparken, üniversitede bir Alman arkadaş gelip Özil’in Türkçesinin nasıl olduğunu sormuştu. Aksanının çok farklı olduğunu ve zaman zaman kullandığı kelimelerin bizi güldürdüğünü söylediğimdeyse çok şaşırdı. “Aynısını farklı Almancasından dolayı biz de yapıyoruz. Türkçesi çok iyi sanıyordum” dedi.

Peki bu genç insanlar Türk mü, Alman mı, yoksa her ikisi birden mi? Almanya’da yetişen gençlerden Ayşegül Acevit, kitabında bu soruya “Hiçkimse kafasında sürekli ‘Ben Alman’ım, ben Türk’üm, ben şuyum veya buyum’ gibi bir düşünceyle yaşamıyor. Biz neysek oyuz ve birçoğumuz sadece mutlu olmak istiyoruz” şeklinde cevap veriyor.

Acevit bir gün trende gürültü yapan Türk gençleri uyardığında, içlerinden biri “Sen ne karışıyorsun?” demiş. “Ben ablayım” diye cevap verince, gencin “Benim ablam değilsin” demesi üzerine trendeki başka bir Türk “Abla abladır. Senin ablan veya değil. Ne derse yapacaksın” diyerek müdahale etmiş.

Bütün bunlar, Türkiye’deki kültürün en azından bir benzerini Almanya’da yaşatmaya çalışan ancak bu toplumun farklı gelenekleriyle karşılaşınca tümden bocalayan bir ikilem içerisinde yaşanıyor.

Almanya’daki Türk medyası da bu ikilemden nasibini alanlardan. Aslında diaspora medyası çalışmaları son dönemde literatürde önemli ölçüde yer edinmeye başladı. 2006 baharında, ABD’de Latin protestoları başladığında, bu çağrılar İspanyolca yerel gazetelerden ve internet sitelerinden yapılıyordu. Bu nedenle Amerikalı siyasetçiler çok şaşırdılar.

1992 yılında kurulan Hint Zee Tv, Güney Asya diasporasına yönelik yayın yaparken, Hinglish’in (Hintçe İngilizce karışımı bir dil) meydana gelmesine büyük katkılarda bulundu.

Kaynak: Oktan Erdikmen, Gurbetçileri Anlama Kılavuzu


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir