Entegrasyon ve öncü kültür


0

Almanya’da gündemden hiç düşmeyen tartışma konularının başında uyum (entegrasyon) geliyor. Bu kelimeler son zamanlarda o kadar çok kullanıldılar ki, insanlar bu ifadelerden sıkıldı. Siyasetçiler, sivil toplum örgütleri, yazarlar, gazeteciler sürekli entegrasyondan ve onun Almanya için ne kadar önemli olduğundan söz ediyorlar. Buna rağmen, uyumun tam olarak ne anlama geldiği konusunda henüz bir uzlaşma sağlanamadı.

Prof. Dr. Hakkı Keskin, entegrasyonu “yeni bir yurt edinmek” olarak tanımlıyor. Birçok siyasetçi, özellikle Hristiyan demokrat partilere mensup olanlar, sürekli öncü kültür (Leitkultur) vurgusu yapıyorlar. Bazılarıysa entegrasyonun azınlıkları asimile etmeden, Almanlaştırmadan gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Öncü kültür ifadesini ilk ortaya atan kişi, CDU’nun o dönemdeki Fraksiyon Başkanı Friedrich Merz’ti. Merz’e göre yabancılar, Almanya’daki gelişmiş, ortaya çıkmış olan temel değerlere uyum sağlamalıydı.

Peki Almanya’nın değerleri derken, nelerden söz ediyoruz?

Orta Çağ’da kilise, endülijans senetleri, yani cennette arsa satıyordu. Vatikan yetkilileri, Avrupa’yı köylere varıncaya kadar geziyor, yerinde satış yapıyorlardı. Katiller, hayat kadınları, dolandırıcılar, hırsızlar hepsi cennetten birer tapu alıyordu. Bu durumda, Orta Çağ’da Almanya’ya yerleşen bir Türk, öncü Alman kültürünü kabul edip Papalık görevlilerinden para karşılığı cennette arsa mı almalıydı?

Roma İmparatoru’nun (Konstantin), 315 yılında Papa’ya (I. Silvester) ve ondan sonra gelecek olanlara Batı Roma’nın yani Avrupa’nın kontrolünü veren resmi bir belge verdiği ileri sürülüyordu. Yıllar sonra bu belgenin de, 8. yüzyılda papalığa ait bir mahkeme tarafından sahte olarak düzenlendiği ortaya çıktı.

Bu gibi safsatalara yine bir Alman karşı çıktı ve 1517 yılında kiliseyi eleştiren 95 maddelik bildirgesini Wittenberg Azizler Kilisesi’nin duvarına çaktı. Ancak Papa’nın ve Türklerin Protestanlığın sonsuz düşmanları olduğunu düşünüyordu ve Türklere karşı din savaşları yapılabileceğini söylüyordu.

Yoksa Almanya’ya yerleşen Türklerin, bu ülkede ortaya çıkan bu yeni kültürü mü takip etmeleri gerekiyordu?

Avrupa’da Protestanlar ve Katolikler birbirlerini öldürüyor, Yahudiler geceleri şehirlere bile giremiyordu. 1572’de Fransa’da, bir günde 10 binden fazla Protestan öldürüldü. Papa bu durumu sevinçle karşıladı ve özel ayinler düzenledi. Vatikan’ın odalarından biri bu “zaferi” anlatan resimlerle süslendi.

Kopernik ve Galileo hedef tahtasına konulurken, papazlar dünyanın düz ve sabit olduğunu savunuyorlardı.

O dönemde Avrupa’ya göç etmiş olanlar, hangi öncü kültürün etrafında bir araya gelmeliydi?

Öncü kültür, örneğin kanunlarla belirlenen bir kültür müdür? Hammurabi Kanunları’nda şöyle diyor: “Bir üstün insan, bir başka üstün insanın gözünü çıkarırsa veya kolunu kırarsa, onun da gözü çıkarılmalı ve kolu kırılmalıdır. Ancak sıradan bir insanın gözünü çıkarırsa veya kolunu kırarsa 60 şekel gümüş ödemelidir. Bir insan üstün bir kadını öldürürse onun da kızı öldürülmelidir. Ancak sıradan bir kadını öldürürse 30 şekel gümüş ödemelidir”.

O dönemde Hammurabi’nin ülkesine göç eden bir kadın, öncü kültürde statüsüne göre bir öldürülme bedeline sahipti. Üstelik babası üstün bir kadını öldürürse, hiçbir şey yapmadığı halde kanunen öldürülme riskiyle karşı karşıya kalıyordu.

Suudi Arabistan’a sokak ortasında başı açık gezen bir kadın hapis cezasına çarptırılır. Almanya’da ise sokakta başı açık gezen kadına müdahale ederseniz, siz hapis cezasına çarptırılırsınız. Dolayısıyla kanunlar da öncü kültürün belirleyicisi olamazlar. Onlar zaten kültürün bir yansıması olarak geçerli kabul ediliyorlar.

Bir diğer görüş de, göçmenlerin geldikleri ülkelerdeki kültüre ve kanunlara adapte olmaları yönünde. Ancak Almanya’da bu görüşü savunanlar, Suudi Arabistan’da kadınların sokakta başı açık gezememelerini eleştiriyorlar. Bu durumda, bazıları yine Alman kültürünün Suudi kültüründen daha ileri olduğunu savunacaktır. Böylece yeniden, kültür nedir, kimin kültürü kime göre “iyi ve doğru” kabul edilebilir konusuna gelmiş oluruz. Bir bakıma, ilk çağ filozoflarının sorduğu soruları tekrar sormak zorunda kalırız.

Kaynak: Oktan Erdikmen, Gurbetçileri Anlama Kılavuzu.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir