Gurbetçi edebiyatı


0

Gurbetçi edebiyatı veya Alman-Türk edebiyatı diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Almanya’da Türk kökenli yazarların kaleme aldığı kitaplar bu çerçevede değerlendirilebilir mi? Örneğin Feridun Zaimoğlu’nun, Zafer Şenocak’ın, Osman Engin’in, Selim Özdoğan’ın, Aras Ören’in, Güney Dal’ın kitapları, Türk yazarların eserleri olarak mı ele alınmalı, Alman yazarların mı, yoksa Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli yazarların mı?

Clemens Pornschlegel, Thorben Paethe’nin kitabına yazdığı önsözde, bir Alman – Türk (deutsch – türkisch) edebiyatının olup olmadığı sorusuna cevap ararken, bu eserlerdeki Türk tarafını tartışmaya açıyor. Göçmenlerin kaleminden çıkan kitaplar, örneğin Fransa’da Fransız-Cezayir veya Fransız-Senegal edebiyatı olarak adlandırılmıyor. Bunun yerine sadece Fransız edebiyatı deniyor. Ancak Almanya’da anadili Almanca olan Türk kökenli yazar bile, Alman-Türk edebiyatının bir parçası olarak görülmek isteniyor.

Aras Ören’in romanı “Bitte nix Polizei”da kahraman Ali Itır, Berlin Kreuzberg’de uyum sorunu yaşayan biriyken, 1985 yılında Jakob Arjouni tarafından kaleme alınan “Happy Birthday, Türke” kitabındaki Türk imajı, adapte olmuş örnek bir dedektif şeklindeydi. Ancak romandaki bütün Türkler örnek kişiler değildi.

Almanya’da Cumhurbaşkanı Seçim Kurulu’nda da yer alan Feridun Zaimoğlu’nun Kanak Sprak (1995) adlı eserinde de “bütün gün mutfakta zaman geçiren” bir anne ve “eş olarak hazırlanan” bir kız kardeşten ve daha agresif bir erkek çocuktan söz edilir.

Almanya’da doğup büyüyen üçüncü nesil yazarlardan Fatma Aydemir ise “Ellbogen” romanında iki kültür arasında sıkışan ve kimliğini bulmaya çalışan Türkiye kökenli gençleri anlatıyor. Bu romanın kahramanı Hazal, Alman toplumunda genel kabul gören Türk göçmen imajıyla (ailesinden baskı gören, kalıplarını kırmaya çalışan göçmen genç kız) uyum içerisinde.

Öte yandan, Fakir Baykurt gibi, Almanya’da doğup büyümemekle beraber, bu ülkeye yerleşen yazarlarımız da var. Baykurt, Almanya’ya göç etmesinin sebebi olarak, can güvenliğinin olmamasını ve işçilerin yaşamını daha yakından gözleme isteğini gösterdi. 50 yaşında Duisburg’a yerleşti, ölümüne kadar Almanya’da yaşadı ve Alman Endüstri Birliği Yazın Ödülü de dahil olmak üzere çok sayıda ödül kazandı.

Avrupa Türk edebiyatı denildiğinde, Türkiye’den bir Avrupa ülkesine gelerek burada bir süre veya sürekli olarak yaşayan yazarların, bu yeni ülkede tanık olduklarını anlattıkları kitapların yanı sıra, Avrupa ülkelerinde doğup büyüyen, bu ülkelerin dilinde yazan ve bu ülkelerdeki göçmenleri anlatan yazarlardan söz ettik. Bunların dışında bir üçüncü grup olarak da, Avrupa’da uzun yıllar göçmen olarak yaşayan ve anı kitapları kaleme alan amatör yazarlar var.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir