Gurbetçi modası ve kültürü


0

İnsanlar, ilk insanlardan bu yana vücutlarını bir şeylerle örttüler, sonraki dönemlerde modern giysilere benzer elbiseler ortaya çıktı ve bunların şekillerinde sürekli değişimler yaşandı. Bu değişimler, çeşitli temel ve yan faktörlere bağlı olarak gerçekleşti. Temel, baskın faktörler arasında, sosyolojik ve siyasi dış etmenler, teknik yeterlilikler, üretim kapasitesi – becerisi, estetik ve kültürel konseptler vardı. Böylelikle her kültürün kendine ait giyim tarzı, saç tıraşı, takıları ve makyajları ortaya çıktı.

Bugün Avrupa’da yaşayan Türk kökenlilerde de geniş bir gurbetçi modası kabul görüyor. Gençlerin önemli bir kısmı benzer modellerde tıraş oluyor. Almanya’daki Türk berberler de buna alışmışlar, koltuğa oturur oturmaz yanları sıfıra yakın, üstleri 5-6 numara ve önleri biraz uzun bırakılmış bu modeli uyguluyorlar.

Genel itibariyle erkeklerin kaşları alınıyor. Türkiye’de erkek kuaförlerinin büyük çoğunluğu “Kaşları alayım mı?” diye sormazlar. Almanya’daysa bu gayet normal.

Geçtiğimiz dönemde Türkiye’de bir berberde tıraş olurken, içeri Almanya’dan geldikleri belli olan 2 genç girdi. Berber, onları tıraş etmek istemedi ve randevulu çalıştıklarını, çok sıra olduğunu belirterek geri gönderdi. Almanya’dan gelenlerin çok ayrıntılı saç tıraşı istediklerini ve çok uğraştırdıklarını, bu nedenle onlarla ilgilenmek istemediğini söyledi.

Saç tıraşının dışında gurbetçi gençlerin bir ayırt edici özelliği de ekseriyetle kaslı vücutlara sahip olmaları. Gençlerin önemli bir kısmı düzenli olarak vücut geliştirme salonlarına gider.

Genç kadınlar çoğunlukla taşlı takma uzun tırnak yaptırır. Almanya’da sadece Türklerin değil, göçmen genç kadınların neredeyse tamamının uzun takma tırnakları var.

Sadece erkekler değil, kadınlar da vücut geliştirme salonlarının müdavimleri arasında ve birçoğu düzenli “fitness” yaparlar.

Bütün bunlar, Almanya’daki Türklerde görülen üstü kapalı bir isyan duygusunun yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu isyan duygusu zaman zaman Cartel’in melodilerinde, zaman zaman da düğünlerde giyilen elbiselerde görülüyor.

Burada altı çizilmek istenen duyguysa aynı: “Ben farklıyım.”

“Ben sizin okulda düşük not verdiğiniz, isminden dolayı iş görüşmesine davet etmediğiniz genç olarak sizden farklıyım. Sizde olmayan, sizin sinirlerinizi bozan özelliklerim var.”

İnan Temelkuran’ın “Bornova Bornova” filminde bir sahne vardı. Başrol oyuncularından bir genç, Almanya’ya gitmek istediğini söylüyordu. Diğeri “Oraya gidip ne yapacaksın?” diye sorduğunda ise şu cevabı veriyordu:

“Orada Türk’sün, farklısın. Burada nesin?”

Kaslı vücutlar da bu farklılığın tehdide dönük bir dışavurumu olarak, gençler arasında oldukça yaygın. Boksör Fırat Arslan, yumruklarını ilk olarak anaokulunda kendisiyle sürekli dalga geçen bir çocuğa karşı kullanmış. Bu çocuk bir gün bahçede, Arslan’ın yaptığı kuleyi devirmiş. Arslan da bunun üzerine ona vurmuş ve ağlatmış. Ondan sonra saygı görmüş ve aynı şekilde yumruklarını kullanmaya devam etmiş.

Almanya’da yetişen Türk çocuklarının dil sorunu, zaman zaman karşımıza çıkan bu gibi şiddet eğilimlerinin nedenlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Çocukların çoğu sadece Türkçe konuşulan evlerde büyüyor ve 2-3 yaşına geldiklerinde anasınıfında hiçbir şey anlamadıkları bir toplulukla tanışıyorlar. Çocuk, bu insanların kendisini dışladıklarını, kendisiyle konuşmadıklarını sanıyor ve bir özgüven sorunu yaşıyor. Türk çocukları, dertlerini anlatamadıklarında veya Fırat Arslan örneğinde olduğu gibi onlarla “farklı” oldukları için dalga geçildiğinde, çözümü yumruklarını konuşturmakta bulabiliyorlar.

Anaokulunda yumruklarını konuşturan bütün çocuklar da, Arslan gibi başarılı birer boksör olamıyorlar. Birçoğu arkadaşlarından, okuldan ve öğretmenlerinden soğuyor. Okuldaki başarısızlık, okul dışında da göçmenler arasında gruplaşmaya ve farklı sosyal sınıfların oluşmasına sebebiyet veriyor.

Elbette Almanya’da yetişen çok sayıda Türkiye kökenli insanımız da, tüm bu zorluklara rağmen kendi kültürlerini oluşturmayı başardılar. Ancak bugün Almanya’da çok başarılı bir iş adamı da olsanız, “Türk” veya “Alman pasaportu taşıyan Türk” olarak tanımlanıyorsunuz. Uluslararası müsabakalarda Alman Milli Takımı’nda oynayan ve Almanya’yı dünya şampiyonu yapan Mesut Özil’e bile, Alman olmadığına ve “bir kağıt parçasının kökeni değiştirmeyeceğine” yönelik mesajlar geliyor.

Mesut Özil ve İlkay Gündoğan, 2018 Dünya Kupası öncesinde Recep Tayyip Erdoğan’la bir fotoğraf çektirdiler. Erdoğan’ın da Türkiye’de düzenlenen 24 Haziran seçimleri öncesinde propaganda aracı olarak kullandığı bu fotoğraf, Almanya’da büyük infial yarattı. Özil ve Gündoğan, apar topar Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier’i ziyaret edip, onunla da fotoğraf çektirdiler. Bir önceki dünya kupasının şampiyona olan Alman milli takımının, Rusya’da düzenlenen bu turnuvada gruplardan bile çıkamadan elenmesi, Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan fotoğrafına bağlandı. Turnuvanın ardından Alman basınında, bu yönde yüzlerce yazı ve haber yayımlandı. Bunda Özil’in beklenenden çok daha düşük performans sergilemesi de etkili oldu. Önceki şampiyonada, milli takımı sırtlayarak şampiyon yapan Özil, bu sefer başarılı olamayınca hedef tahtasına konuldu.

Profesyonel futbolcuların, kritik bir seçim dönemi öncesinde bu fotoğrafı çektirmeleri ne kadar doğru değilse, Alman milli takımının başarısızlığının da bir fotoğrafa yüklenmesi o kadar doğru değildi. Ancak kamuoyu, el birliğiyle fotoğraf konusuna odaklanınca, toplumdaki algı turnuvadan “Türklerin yüzünden elenildiği” yönünde oldu. Bir süre sonra eleştirilerin dozu kaçtı ve tartışma ırkçı boyuta geldi. Mesut Özil de “Kazandığımızda Alman, kaybettiğimizde göçmen oluyorum” diyerek milli takımdan ayrıldığını açıkladı.

Yani, yanınızda binlerce işçi de çalıştırsanız, milli takımın 10 numarası olarak, Almanya’yı futbolda dünya şampiyonu da yapsanız, bunu Türk olarak veya en fazla Türk kökenli bir Alman olarak yapabilirsiniz. Yani Almanya’da her şey olabilirsiniz ancak Alman olamazsınız. En küçük bir hatanızda, tüm iyi hatıralar unutulur ve hedef tahtasına konulursunuz.

Soyadını değiştiren Türkler de, “Soyadını bir Alman soyadıyla değiştiren Türkler” olarak kabul edilirler. Federal İstatistik Dairesi, insanların dedelerinin doğum yerlerine dair kayıtları saklar. Nasyonal sosyalistlerin, Türk savaşlarında esir alınan ve yüzyıllar içerisinde Almanlaşan ailelerin kayıtlarını çıkardıkları gibi, bu kayıtlar da günün birinde birileri tarafından çıkarılıp incelenir mi, bilinmez.

Ancak Almanya’daki Türklerin, isimlerini değiştirseler bile, ayrımcılıktan “isimlerini değiştirmiş Türkler” olarak pay alacakları su götürmez bir gerçek. Aslında benzer bir durum ırkçılığın Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllarda Türkiye’de de yaşanmıştı. Aslen Musevi olan ama Türkçülüğün öncülüğünü yapan Munis Tekinalp (Moiz Kohen), Türkiye’de yaşayan dindaşlarına tamamen Türkleşmeleri yönünde 12 emir bile yayımlamıştı. Tekinalp, Türk Musevilerinin isimlerini de tamamen Türkçe adlardan seçmeleri gerektiğini savunuyordu. Ancak birkaç hafta sonra Türk ırkçısı bir dergide, Tekinalp’in bu önerisine karşı çıkıldı. Dergideki yazıda, Yahudilerin isimlerini değiştirmeleri durumunda, Türk milliyetçilerinin “gerektiği takdirde” onları tanıyamayacakları belirtiliyordu.

Kaynak: Oktan Erdikmen, Gurbetçileri Anlama Kılavuzu


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir