İşçi göçü öncesi Türklere bakış


0

Türk işçilerin, çalışmak üzere Almanya’ya gelmelerinden önce, bu ülkede “Türkler”, Türk savaşlarını ve Birinci Dünya Savaşı esnasındaki ittifakı çağrıştırıyordu. Birinci Dünya Savaşı, her ne kadar çok daha yakın geçmişte gerçekleşse de, Türk savaşlarının yarattığı psikolojik etki daha ağır basıyordu.

Türk savaşlarından söz edildiğinde, Almanya’da ve Avusturya’da 1529 ve 1683 Viyana kuşatmaları akla gelir. Ancak 1400-1700 arasındaki çatışma dönemi dikkate alınırsa, 300 yıllık sürekli bir korkudan bahsetmek mümkün.

Türk korkusu ve tehdidi, Avusturya ve Almanya’da edebiyattan mimariye birçok alanı etkiledi. Raphael Morgenstern tarafından 1783 yılında yayımlanan “17. ve 18. Yüzyılda Avusturya Kahramanları” kitabında 14 savaşçı betimlendi. Bunların 10’u, Türklere karşı savaşanlardı.

Almanya’da da 16. yüzyılda yazılan kitaplarda, net bir Türk ve Yahudi karşıtlığı vardı. Örneğin Caelius, 1580 yılında Türklerin İsraillilerin 10. kolu olduğunu yazdı. O dönemde Yahudiler, şehir merkezlerinde kalamıyor ve büyük ayrımcılıklara uğruyorlardı. Martin Luther’in arkadaşı bir teolog olan Melanchthon, Türklerin kırmızı Yahudiler olduğunu belirtirken, Heidenreich, Almanca Türk (Turken) kelimesinin Torquere – Torture (işkence) kelimesinden türediğini iddia etti. Avrupa’da görülen Türk tehlikesi, kilise tarafından Hristiyan dünyasının birliğini sağlamak amacıyla kullanıldı. Aynı şekilde Protestanlar da, Türk “korkusundan” kendi düşüncelerini konsolide etmek için yararlandılar. Orta Çağ’da Avrupalı devletler, Osmanlı’dan çekindikleri için, Türklerle çok ilgileniyorlardı. 1480-1609 yılları arasında Fransa’da Türkler hakkında basılan kitaplar, yeni keşfedilen Amerika hakkında basılan kitapların 2 katıydı.15 – 16. yüzyılda yazılan bazı Alman kitaplarında, doğru olmadığı bilindiği halde, Timurlenk’in (Avrupa’daki adıyla Tamerlan) Yıldırım Beyazıt’ı esir aldığı, zincire bağladığı ve bir köpek gibi masasının altında yemek verdiği yazıldı. Öte yandan yazarlar, tarihsel gerçeklere aykırı bir şekilde Timur’un bir Yunan ve Hristiyan olduğunu iddia ettiler. Onlara göre Hristiyanların bu zaferi, Tanrı’nın Türklere bir cezasıydı.

Protestanlar, Türkleri hedef tahtasına koymakta Katoliklerden eksik kalmadılar. Oysa Osmanlı’nın o dönemde Habsburglar üzerinde uyguladığı baskı, Protestanlığın dünyada yayılmasını hızlandırdı ve belki de mümkün kıldı. Protestanlık, 15. yüzyılda Avrupa’da sadece bir kilise içi akımdı. Osmanlı’nın Avrupa’daki farklı mezhepleri destekleme politikası Fatih döneminde, Ortodoks eyaletleri Katoliklere karşı cesaretlendirmekle başladı. Fatih, İstanbul’un alınmasının ardından, hemen bir Ermeni Patrikliği kurdurdu ve Ermenilerle Rumlar arasındaki farktan yararlanma yoluna gitti. Bundan önce bir Ermeni Patrikliği kurumu yoktu.

Bugün dönemin şartlarını iyi bilmeyen birçok kişi, Mozart’ın Türk Marşı yazmasına şaşırıyor ve bunu bir gurur kaynağı olarak görüyor. Oysa o dönemde bu çok normaldi. 1782’de Viyana’da ilk kez sahnelenen “Saraydan Kız Kaçırma” operası, Avrupa’daki Türk modasının zirvesiydi.

Saraydan Kız Kaçırma, Türkleri, Avrupalı kadınların korsanlar tarafından kaçırıldığı ve hareme satıldığı bir hikayeyle anlattı. Mozart, bu operayı Kaiser Joseph II’nin siparişi üzerine yazmıştı. Eser, Viyana Kuşatması’nın 100. yılında sahnelendi ve açılışa Rus Çarı da davet edildi. O dönemde Kaiser, Osmanlı’ya karşı Rusya ile ittifak arıyordu. Spohn, bu açıdan bakıldığında operanın siyasi bir öneminin de olduğunu söylüyor. Bu çerçevede, Türk Marşı’nın yazılmasına çok fazla şaşırmamak gerekir.

Bunların yanı sıra, esir olarak veya elçilik vesilesiyle Osmanlı topraklarında yaşayanların yazdıkları anı kitaplarına da büyük ilgi vardı. Georgievics adlı bir Polonyalı çocuk, 1526 yılında Mohaç Savaşı’nda esir alınarak, Osmanlı’da öğretmeniyle birlikte köle olarak satılmıştı. 13 yıl boyunca İstanbul’da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra yazdığı kitap, 1555-1600 arasında 43 dile çevrildi. Bu kitapta da genel olarak Türkleri yabancılara karşı acımasız ve barbar olarak tanımlayan Georgievics, Türklerin çok temiz ve disiplinli olduğunu da belirtmekten geri kalmıyordu.

Öte yandan, aynı dönemde Osmanlı’nın olumlu yönlerine odaklanan bir kitaptan da söz etmeden geçmemek gerekir. Özellikle İngiltere’de büyük etki yaratan bu kitap, Britanya’nın o dönemdeki Osmanlı elçisinin eşi olan Lady Mary Wortley Montagu tarafından yazılan “Türk Elçiliği Mektupları” kitabıdır. Lady Montagu, 1716 yılında eşi ve oğluyla birlikte İstanbul’a gelerek 2 yıl kaldı. İngiltere’deki yakınlarına İstanbul’u ve Osmanlı modasını anlatan 900 mektup yazdı. Osmanlı’yı olumlu şekilde tanıtan bu mektuplar, Londra’da 1763 yılında kitap olarak yayımlanınca, Türkler aleyhindeki havayı kısmen dağıtmaya katkıda bulundu.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir