Kültürler arası evlilikler


0

Almanya’ya aile birleşimi yoluyla göçmen akışı hala devam ediyor. Farklı ülkelerden ve kültürlerden evlilikler, kültürler arası ve uluslararası ailelerin oluşmasını sağlıyor. Bu uluslar ve kültürler arası ailelerde, evlenerek gelen kişi sürekli memleketine para göndererek, internetten yazışarak ve telefon açarak bağlantı halinde kalıyor. Bu nedenle ailelerde bir taraf uyum sağlayabilmişken, diğer taraf sağlayamayabiliyor.

Evlenerek gelenler, dil sıkıntısını aşmakta da zorlanabiliyorlar. Bunun nedeni de, yanlarında sürekli olarak bütün resmi işlerini yaptırabilecekleri ve tercüman olarak kullanabilecekleri bir eşlerinin olması. Bu durum, başlangıçta avantaj gibi görünse de, insanı yabancı bir ülkede dil öğrenmeye en çok zorlayan sebebin mecburiyet olduğu düşünülürse, sonraki dönemlerde dezavantaja dönüşebiliyor.

Almanya’daki Türkler ise Türkiye’den evlilikler hariç, farklı ülkelerden ve kültürlerden evlilik yapmayı çok tercih etmiyorlar. Birçok araştırma, bu ülkede yaşayan Türklerin 2. ve 3. jenerasyonda bile genellikle etnik evlilikler yaptığını gösteriyor. Almanlarla ve diğer yabancılarla evlenenlerin sayısı daha az. Gurbetçiler için Türkiye’den yapılan evlilikler de iki kültürlü ailelerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Türkiye’den yapılan evliliklerin sayısının yüksek olmasının sebebi, anne babaların daha çok kendilerine benzeyen gelinler ve damatlar arayışında olmaları. Bu nedenle bazı aileler çocuklarını Türkiye’den eş bulmaya zorluyorlar. Almanya’da yetişen ve farklı bir kültürde büyüyen gençler de, Türkiye’den gelen eşleriyle zaman zaman kültür çatışması içerisinde kalabiliyorlar.

Türkiye’den evliliklerin önündeki tek engel ise kültür farklılığı değil. 2005 yılında çıkarılan Göç Yasası ile uyum kursu sınavı zorunlu hale getirildi ve 2007 yılından itibaren de Türkiye’den gelen aile bireyleri için, A1 seviyesinde Almanca bilme şartı aranmaya başladı.

Yani Almanya’da oturma müsaadesi olan biriyle evlenen Türk vatandaşlarından, bu ülkeye gelmeden önce A1 düzeyinde Almanca sınavını geçmeleri isteniyor. Avrupa dilleri ortak çerçeve sınırlandırmasına göre A1, en temel kalıpları ve ifade biçimlerini içeren en basit düzey. Lise mezunu bir kişi, Almanya’da 1,5 aylık süre zarfında, bu sertifikayı rahatlıkla alabilir. Ancak bu kursu Türkiye’de tamamlamak ve sınavı geçmek, özellikle yeterli eğitimi olmayanlar için oldukça zor. A1 sınavını geçmek, bu gibi durumlarda 6 ay sürebiliyor.

Türkiye’de Almanca dil eğitimi yeterli değil ve kursların niteliği düşük. Almanya’nın açtığı Goethe Enstitüleri ise hem sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de var, hem de ücretleri yüksek. Almanya’da rahatlıkla ulaşılabilecek bir dil seviyesinin, Türkiye’de şart koşulması, evli çiftlerin birbirlerinden ayrı kalmalarına neden oluyor. Söz konusu sertifika, ABD, Japonya, İsrail, Kore gibi ülkelerden gelen gelin ve damatlardan istenmiyor. Bunun dışında, Alman vatandaşlığına geçerken, önceki vatandaşlığın iade edilmesi şartı da, birçok ülke vatandaşlarından istenmiyor. Bunlar Almanya’nın Türkiye kökenlilere uyguladığı çifte standartlardır.

Peki Türkiye, mütekabiliyet esasına göre Türklerle evlenen Almanlara, ikamet izni için dil testi şartı koyuyor mu? Elbette hayır. Bugün Almanlar, Türkiye’ye ellerini kollarını sallayarak, pasaportsuz ve sadece nüfus cüzdanlarıyla girebiliyor ama Türkler giremiyor. Eğer Türk vatandaşıysanız, yurt dışına çıkar ve pasaportunuzu kaybederseniz, nüfus cüzdanınızla ülkenize giriş yapamazsınız. Ancak Alman vatandaşları, Alman nüfus cüzdanlarıyla, hatta bir seneye kadar süresi geçmiş Alman nüfus cüzdanlarıyla bile Türkiye’ye girebilirler.

Dil sınavı zorunluluğunun ise kimseye bir faydası yok ve bu düzenleme işleri zorlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Burada şu noktanın altını çizmekte fayda var. Dil öğrenme mecburiyeti getirilmesi, aslında Türklerin lehine bir düzenlemedir. Ancak bunun Türkiye’de değil, Almanya’da yapılması şart koşulmalıdır. Türk vatandaşlarına A1 değil, en yüksek seviye olan C2 dil seviyesi şartı getirilirse bile itiraz etmemeliyiz. Ancak bunun normal bir süre zarfında ve Almanya’da kamu kaynaklarıyla desteklenen kurslar tarafından sunulması gerekir. Ne yazık ki bugün, Türkiye’de onca zaman ve para boşa harcanıyor. Almanya’da ise Almanca öğrenmek istemelerine rağmen kurs bulamayan yüz binlerce Türk kökenli insan yaşıyor.

Evlenerek gelenlere sosyal yardım kurumları tarafından dil kursu desteği sağlansa da, bu belirli bir seviyeye kadar sürdürülüyor. Almanca öğrenmek isteyen bir arkadaşıma, B1 (orta) dil seviyesine kadar İş Ajansı tarafından sağlanan destek, bu seviyeden sonra kesildi. Görevli ona “bu Almancayla havalimanında çalışılabileceğini” söyledi.

Türkiye ve Almanya arası evlilik yapanların tek sorunu bu dil sınavı da değil. Evlenerek Almanya’ya yerleşen bazı erkekler, zaman zaman eşlerine baskı uygulamalarıyla gündeme geliyorlar. Almanya’da kadınlar, Türk ailelerde de büyümüş olsalar, geniş topluma sunulan özgürlüklerden büyük ölçüde yararlanabiliyorlar. Türkiye’den gelen bazı erkekler ise geldikleri yörelere ve ailelere göre değişmekle birlikte, zaman zaman töre cinayetlerine kadar varan bir saldırganlığa kapılıyorlar.

Almanya’da töre cinayetleri konusu, Alman basınının, akademisinin ve edebiyatının sevdiği, göçmenlerde görmekten hoşlandığı bir metafor.

1978 yılında Almanya’daki Türk kadınları üzerine ilk araştırmalardan biri Andrea Baumgartner-Karabak ve Gisela Landesberger tarafından yapıldı. Satılan Gelinler (Die verkauften Braeute) adıyla yayımlanan bu çalışma, çok sayıda baskı yaptı ve büyük ilgi gördü. Kitap, Boos Nünning tarafından hazırlanan bibliyografide Türk kadınlarının durumunu anlamak için iyi bir giriş okuması olarak tanımlandı.

Baden-Württemberg eyaletinin Adalet Komisyonu tarafından yayımlanan bir raporda ise, 15 – 19 yaşları arasındaki genç kızları zorla evlendirme tehlikesinin oldukça yüksek olduğu belirtildi. Rapora göre aileler, bunu yaparken çocuklarının hoşa gitmeyen bazı davranışlarını eşleriyle dengelemek istiyorlar. Bazen de finansal zorlukları ve miras sorunlarını, kuzenlerle evlilikler yoluyla çözmeye çalışıyorlar. Bir yıl içerisinde Almanya’da 364 kadının zorla evlendirildiği veya eşinden şiddet gördüğü için yardım istemesi, Almanların haklı olarak ülkelerinde görmek istemedikleri bir manzara.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir