Suriyeliler geri dönmeyecekler


0

Yolda yürürken bir havuzda boğulan bir çocuk görseniz, ne yaparsınız?

Çocuğu kurtarmak için düşünmeden elbiselerinizle havuza atlarsınız değil mi?

Peki o esnada cebinizde yeni aldığınız cep telefonunuz varsa?

Bu da soru mu, cep telefonu mu önemli, bir çocuğun hayatı mı diye cevap verdiniz değil mi?

Oysa o telefonu satarak Afrika’da birden fazla çocuğun açlıktan ölmemesini sağlayabilirsiniz.

Ancak insan, uzaktaki dramları görmezden gelebiliyor.

Yılbaşı gecesi, Taksim Meydanı’nda bayrak açıp kutlama yapan Suriyeliler de aynı ülkede yaşamamıza rağmen, Türk, Kürt ve Suriyeli göçmen toplumlarının birbirlerinden ne kadar uzaklaştıklarını gösterdi.

“Ülkesinden kaçan, askerlik yapmayan, üniversiteye sınavsız giren ve bizden iyi yaşayan #suriyelilerdefolsun” paylaşımları hat safhaya çıktı.

Ülkenin ezici çoğunluğu, Suriyelilerin bir an önce defolup gitmesini istiyor.

Almanya’da 1,5 milyon suriyelinin 350 binden fazlası sigortalı olarak çalışıyor. Türkiye’de ise çalışma izni verilen Suriyeli sayısı sadece 50 bin. Bunun sebebi, Türkiye’nin bu insanları mülteci olarak kabul etmemesi.

Almanya Suriyeli eğiterek çalıştırıyor. Türkiye ise sokaklarda dilendiriyor.

Nasıl olsa geri dönecekler diye, bu insanların paralel toplumlarda, kendi mahallelerinde, kendi dillerinde, kendi iş yerlerinde ayrı bir dünya kurmalarına ses çıkarmıyorlar.

Bir seçim daha geçsin diye, neredeyse yarısı okuma yazma bilmeyen, yüzde 96’sının elle tutulur bir mesleği olmadığı bu insanların topluma kazandırılması için adım atılmıyor.

Bir diğer paradoks da, aşırı sağcı iktidar partisi Suriyelilere sahip çıkarken, sosyal demokrat ana muhalefetin, “Suriyelileri ülkelerine geri gönderelim” politikası izlemesi.

Her iki blokun tabanı ise mesele Suriyelilerin defedilmesi olunca aynı noktadan hareket ediyorlar.

1960’larda “Ha gittiler, ha gidecekler” diye kaderlerine terk edilen Avrupalı Türkler gibi, Suriyeliler de bilinmezliğe doğru itiliyor.

Oysa bu insanların büyük çoğunluğu,Almanya’ya 4-5 seneliğine çalışmaya gelen Türk işçi aileleri gibi ülkelerine geri dönmeyecek.

İktidar, Suriyeli mültecilere insanı duygularla değil, bunları dış politikada bir enstrüman olarak kullanma anlayışıyla kapıları açtı.

Aynı iktidar, başta Uygur Türkleri olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde eziyet edilen insanları istemiyor.

Bu nedenle sosyal demokrat muhalefetin, “Suriyeliler defolsun” politikasını bırakıp, sosyalist dayanışma duygularıyla, bu insanların topluma ve iş yaşamına katılmaları için bir model oluşturması gerekir.

Hazır Avrupa Birliği’nin de finansal desteği varken, bunu yapmak çok zor değil.

Sağ popülist politikalara, daha sağ popülist politikalarla cevap vermek, iktidarı değiştirse bile, hayal ettiğimiz adil ve eşitlikçi dünya düzenine kavuşmamızı sağlamaz.

Bulunduğunuz konumu unutup, yarın başka bir insan olarak doğacağınızı düşünün. Suriyeli de olabilirsiniz, Türk de. Zengin de olabilirsiniz, fakir de.

Suriyeli olduğunuzu varsaydığınızda, kendiniz için neyi isteyecekseniz, şimdi Suriyeliler için aynısını isteyin.

Havuza atlamadan önce, boğulan çocuğun diline, dinine, ırkına bakıyorsanız, zaten siz insan değilsinizdir.

NOT: Cep telefonu örneğini Filozof Peter Singer’in yeni ayakkabı ve Afrikalı çocuklar paradoksundan aldım. Bu yazıda farklı bir konseptte kullanıldı.

Son kısımda da John Rawls’un 1971’de yayımlanan “Bir Adalet Teorisi” kitabındaki “cehalet örtüsü” konseptinden esinlendim. Rawls burada, daha eşit ve özgür yeni bir dünya kurulmasını ama insanların bunu yaparken, hangi konumda olacaklarını bilmemeleri gerektiği ilkesinden hareket ediyor.

Kitap tavsiyesi:

Mısırlı Sinuhe (Sinuhe der Ägypter)

Yazar: Mika Waltari


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir