Yabancı Gelin (Die fremde Braut)


0

Bu çerçevede Necla Kelek tarafından 2005 yılında yazılan Yabancı Gelin (Die fremde Braut) kitabı da büyük ilgi gördü. Kitap, Almanya’daki Türkler arasındaki “şiddete” dikkati çekiyordu. Kelek, 50 kadınla konuştu ve evlilik göçmenlerinin (Heiratsmigrantinnen) cami derneklerinin etkisi altında entegrasyondan uzak yaşadıkları sonucuna vardı.

Bu konu, popüler kültürün önemli metaforlarından biri haline geldi. Yönetmen Hark Bohm’un “Yasemin” ve Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmleri de bu konuyla ilgilidir.

Ailelerin kendilerine benzeyen, saygılı gelinler ve damatlar bulmak istemeleri, çoğu zaman çiftleri zor durumda bırakabiliyor.

Türkiye’den evlenerek gelen ithal damatlar, Almanca bilgileri yetersiz olduğu için yeni iş çevrelerine alışmakta zorluk çekiyorlar ve genellikle Türkiye’deki işlerine göre daha “kötü” işlerde çalışıyorlar. Bunun yanı sıra, sosyal çevrelerini kaybetme, evrak işlerinde ve geçim konusunda eşe bağımlılık, oturma izninin evlilik dolayısıyla alınmış olması gibi hususlar, ithal damat evlerinde kadınla erkek arasındaki rolün değişmesine neden olabiliyor. Kadınlarsa, bunlara ek olarak ev işleri ve çocuklarla ilgilenme gibi konularda ve kayınvalideleriyle ilişkilerde sorun yaşayabiliyorlar.

Özellikle ithal damatlar, Türkiye’deki hakim rollerini kaybetmeleri halinde, psikolojik sorunlarla karşılaşıyorlar. Ekonomik standartların yükselmesi ve geri dönme halinde Türkiye’de elde olan durumun da bulunamama ihtimali, onları Almanya’da yaşamaya mecbur ediyor. Bu durumda eşlerini, statü kaybının sebebi olarak görüyor ve sadece arkadaşlarıyla zaman geçirmeye başlıyorlar.

Almanya’da küçük kasabalarda bile, sokak aralarında bir Türk kahvesi, bir bahis bürosu, bir oyun salonu veya en azından oyun makinesi mutlaka vardır. İthal damatlar, eşlerinden intikamlarını buralarda zaman geçirerek alıyorlar. Sonuç olarak aileler dağılıyor ve boşanmalar ortaya çıkıyor.

Hatta kadınlara karşı psikolojik ve fiziksel şiddet de görülebiliyor. İthal gelinler, Almanya’da kimi kimseleri olmadığından ve Türkiye’deki yakınlarını da mutsuz etmek istemediklerinden başlarından geçen bu gibi vakaları anlatamıyorlar. Almancaları yetersiz olduğu için, resmi makamlardan da destek alamıyorlar.

Bu gibi durumlarda, Alman makamları özellikle okullara Türkçe broşürler koyarak, şiddet gören kadınları polise başvurmaya çağırıyor. Okullarda da, çocuklara evde herhangi bir şiddete tanık olup olmadıkları soruluyor. Böyle bir durum varsa, öğretmenler yetkililere haber veriyor ve çoğu zaman da çocuklar ailelerinden alınıyor.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir