Yurt dışında yaşayan Türkler


0

Avrupa’da, 3,1 milyonu Almanya’da olmak üzere, 5,6 milyon Türkiye kökenli insan yaşıyor. Bu sayı Danimarka, Finlandiya, Slovakya, Norveç, İrlanda ve Hırvatistan gibi Avrupa ülkelerinin nüfusundan fazla.

Bu insanlarımızı tanımlarken, “Gurbetçi, Avrupalı Türk, Türk göçmen, Türk diasporası, misafir işçi, Almancı” gibi çok farklı ifadeler kullanılıyor.

1961 yılında, Türkiye ile Almanya arasında işçi göçü anlaşması imzalandığında, bu ülkeye çalışmak için giden herkes “Almancı” diye tanımlandı. Hatta Fransa’ya, Belçika’ya, Avusturya’ya ve diğer ülkelere gidenler de “Almancı” olarak adlandırıldılar.

Bugün “Almancı” denildiğinde ise sadece işçi göçünün başlangıcında Avrupa’ya gelen birinci kuşak hatırlanır. O insanlar, ortalamanın altında ücretlerle günde 10-12 saat ağır işlerde çalıştılar. Kimi zaman bir işçi barakasında, kimi zaman bir konteynırda yaşadılar. Günlerce süren tren yolculuklarından sonra, Münih Tren Garı’nda ceplerine konulan fabrika adreslerini hiç unutmadılar. Yıllarca çok zor şartlarda yaşadıklarından, bedenleri de yıprandı. “Bugün yarın geri döneceğiz” düşüncesiyle Almanca öğrenmedikleri için de, büyük ölçüde ağır işlerde çalıştılar. Gönüllerinde hep bir memleket hasreti ve ömür boyu sürecek burukluk vardı. Bu nedenle birinci kuşak işçilerin çok önemli bir kısmı, Almanya’ya geldiğine pişman olmuştur.

“Almancı” kelimesi, bütün bu buruk acıları hatırlattığı için, bugün yurt dışında yaşayan Türkler tarafından en sevilmeyen kelimelerin başında gelir. Yurt dışında yaşayanların büyük çoğunluğu, kendisine “Almancı” denilmesinden hoşlanmaz. Bugün bir Türk’ün gurbetçi vatandaşa “Almancı” demesiyle, bir Alman’ın Kanake (Karakafa) demesi arasında pek fark yoktur. 

Ben “gurbetçi” ifadesinden rahatsız olmuyorum. Gurbet, büyük bir acı ve hasret içeren kederli bir kelime. Herhangi bir şey eklemeye gerek kalmadan, hikayenin yarısını anlatıyor. Ancak bu kelimenin iki sorunu var. Birincisi Avrupa’ya işçi olarak gelenlerin dışında kalan Türkleri tanımlamakta yetersiz kalması. Örneğin, ABD’deki Türk bilim adamını ya da İngiltere’deki bankacıyı gurbetçi olarak tanımlamamız çok doğru olmaz.

Gurbet, içinde şu veya bu şekilde bir acı barındırmalı. Gurbetçi kelimesiyle ilgili ikinci sorun da, son dönemde Avrupa’daki bir grup yarı aydın Türk’ün bu kelimeyi düşman ilan etmeleri. “60’lı yıllarda işçiydik ancak şimdi hepimiz doktor, mühendis olduk. Artık gurbetçi yok, Avrupalı Türkler var” diyerek, nerede bir gurbetçi kelimesi kullanılsa, bilgisayar başına oturup mesaj yazanlar var.

“Türk diasporası” ifadesi ise yurt dışındaki Türklerde rahatsızlık yaratmaz ancak işaret ettiği kavram çok geniş çaplı. Türk diasporası denildiğinde aklımıza sadece Avrupa’da yaşayan işçi göçü kökenli kitle değil, ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelere giden eğitimli kesim de gelir.

Hatta diaspora kelimesi ABD ile birlikte daha net çağrışımlar yaptığından, Avrupa’da yaşayan Türkler daha sonra hatırlanır. 2018 başları itibariyle, AKP’li yöneticilerin bu kelimeyi özellikle kullandığını ve Avrupa’da yaşayan Türklere böylelikle sihirli bir güç atfetmeye çalıştıklarını görüyoruz.

Diaspora, Avrupalı gibi tanımlar her halükarda ‘Almancı’ ve ‘gurbetçi’ ifadelerinden daha prestijli bir grubu çağrıştırıyor. Ancak siyasilerin yaklaşımı, bir grubun nasıl tanımlandığından ziyade, o grubun sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ne durumda olduğuyla ilişkili olmalı.


Like it? Share with your friends!

0
redaktion

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir